Şiirlerim

vahide uğur / andaç


 

🌸Gözlerimin akını dondursa da bu ayaz…
Bilirim sessiz büyüyor güller… Bedia

 

DÜŞ BELGESELİ ✨Köroğlu’nun al atının başındaki izle✨kardeş olmuş bizim sakarmeke koşuyorlar✨ölmeyi güzel anlatan sonbaharda✨sumrunun gagasında çırpınırken bir zayıf balık✨palmiyeye özenen havai fişek ✨aydınlık sağarken aydan✨büyümek diyor büyümek✨acı çekmek ve dağılmaktır karanlığa…Bedia(vahide uğur)

🌸Hey bulutlar!

Suyun  aklına uymuş gidiyorsunuz,
nereye böyle?..Bedia 2 Ekim '21

 

 

🖋Türk sinemasının yerli Morgan Freeman’ı,benim aklımda hep Bob Marley Faruk olarak kalacaksın yahut Seksenlerin babası Fehmi...Sahneyi ve kalbimizi hiç hesaba katmıyorum.Çok üzgünüz Rasim Öztekin,yerin dolmaz...v.uğur

 

🖋İnsanı erken büyüten

kültür beşiği bu topraklarda,

ölüme ve yaşama karşı

verecek tek yanıtımız,sanat; 

benim kendimi anlatabileceğim

tek kavram da 

sanatsever olabilir...Bedia

 

 

🌸Evlerin çatılarını hıçkırık tuttuğunda

Yani kumrular öttüğünde 

Yani ay gittiğinde

Ben yoldaydım

Yol bende...Bedia (v.uğur)

 

🖋Bize,kendimizi değersiz hissettiren insanları

arada sırada hatırlıyor olmamız,

o insanları unutamayacağımız anlamına gelmez Bedia...vahide uğur

 

🖋iyi ki bana bu yanlışları yaptın sevgilim,yoksa ben tek başıma nasıl unuturdum seni...Bedia(v.uğur)

 

🌸Yalancı baharda açmış

bir beyaz gül çıktı karşıma,

ne yalan söyleyeyim,

birbirimizi anlayarak

bakıştık biraz...Bedia(v.uğur)

 

 

🌸AH ÇOCUKLUĞUM;

İÇİME İÇİME ATTIĞIM 

O BİLLUR MİSKET SESLERİM...

VE ACILARDAN  DAMITTIĞIM 

O YAŞAMA SEVİNCİM...

BİR BİLSEN;

SEN NE GÜZEL,SEN NE BÜYÜK,

SEN NE DEĞERLİSİN!..v.uğur

 

🌸Kim Ki-Duk (1960-2020) Sinemada film kariyerinin diğer yönetmenlerinkinden çok farklı başlamasıyla tanımıştım Kim Ki-Duk’u...Hiçbir zaman sinema eğitimi almamış ve hiçbir zaman başka bir yönetmenin yanında asistanlık yapmamış,”Boş Ev” filmi başta olmak üzere yaptığı her filminde toplumun ötelediği kadın ve erkeklerin yaşamını önemseyen o insanî yönüyle beni çok duygulandırmış bir sanatçıydı.Çok üzgünüm...

İyi ki tanımışız seni Kim Ki-Duk...v.uğur🌸Kim Ki-Duk’un izlediğim ilk filmi 2004 yapımı “Boş Ev”olmuştu...Film boyunca hiç konuşmayarak aşkı en yalın haliyle anlatan bu iki başkarakterin,seyreden herkesi filmin düşsel ve masalsı havasına taşıyacağını düşündüm...Aklımda son sahne kaldı:Aşkın  ağırlığı sıfırdır yahut yoktur,anlamına gelen görüntü ve o son cümle:“İçinde yaşadığımız dünya gerçek mi yoksa rüya mı,söylemek zor...”v.uğur

🌸Ahmet Ümit’in bazı romanları tarihi olaylara yeni bir bakış açısı getirmemizi sağladığı gibi dünyanın uzak diyarlarında ülkemizdeki eski uygarlık alanlarına ait kültür tarihinin de tanıtımını yapmaktadır.Kimi zaman tarih kitaplarındaki soluk yüzleri canlandırarak,kimi zaman romanlarında onların da etiyle kanıyla insan oldugunu,zaafları,korkuları,motivasyonları,inançları olduğunu hissettirerek,bir nevi duygudaşlık geliştirmemizi sağlamaktadır.Türk edebiyatında gerçek değerinin bilinmesi ise,dünyanın başka ülkelerinde okunmasıyla eşzamanlı yıllara denk gelmiş zirve bir edebiyatçı olarak görüyor(bir okuru olarak)hem kendi adıma hem ülkemiz adına teşekkür ediyorum Ahmet Ümit’e...v.uğur

🌸Karanlık, aydınlıktan kaçıyordu:

Uyandım...

Kalbimde güvendeydi adın,

Güvertede güvercinimsi adımlarım.

Ay, bana bakıyordu; ben, sana...

Karanlık,aydınlıktan kaçıyordu:

Uyandım...Bedia

*******

🌸Hem gökyüzüne aşık bir insanın

mesafelerle ne sorunu olabilir ki Bedia?..v.uğur / Bedia

*****

 

🌸Metropollerden özellikle İstanbul’un istihdam alanı ve imkan fazlalığına inanan Anadolu insanı için 1960’larda başlayan kırdan kente göç dalgası,70’li yıllarda giderek artmış,80’lerde ise farklı bir boyuta evrilmiştir.Şehrin kültürel kimliği bu farklı bileşenlerle başkalaşmıştır ve Muhsin Bey’in deyimiyle,”İstanbul,artık kebap kokmaktadır.”Benim 1987’ye ait bu filmi  doksanlarda izlediğim doğrudur ama filmin İstanbul ve Anadolu için toplumsal dönüşümün portresi olduğunu anlamam sinema okuduğum yıllara denk gelir ve bu değişime karşı direnen İstanbul Beyefendisi Muhsin,karakter filmi gibi görünen bu başyapıtta,kültürel sirkülasyonu öyle güzel anlatır ki...Çok haklı bir sebepten 8 Ekim 1987,24.Altın Portakal F.F.ödülü,oyunculuğuyla Şener Şen’e ve filmi yazıp yöneten Yavuz Turgul’a verilmişti...Sinema sanatına saygıyla hatırlıyorum Muhsin Bey’e emek verenleri...v.uğur/andaç-2015

 

 

 

*****

🌸Sanatçı,döneminin olaylarından mutlaka etkilenir. Ölüm yıl dönümünde anmak istediğim Chopin  de yaşamı boyunca ülkesinin ulusal kurtuluş savaşını desteklemiş,Rus makamlarınca kendisine sunulan uzlaşma önerilerini reddetmiştir.Doğup büyüdüğü Polonya’ya hep özlem duyup teklif edilen bütün para ve makamları elinin tersiyle iterek mülteci olarak yaşamını sürdürmüştür hatta o dönemlerde hiç olmazsa Osmanlı himayesinde bir prenslik kurma düşüyle 1842’de İstanbul’da Polonezköy’ün kuruluşuna bile şahitlik etmiştir.Direniş ruhunu Fransız babasından alan Chopin’in kalbi,karnını doyurduğu Polonya için atıyordu.Ülke sevgisi çok yukarıda olan Chopin’in annesi  Polonyalı idi.Chopin de kendini hep bir Polonyalı saydı ve yaşam mücadelesini hep Polonya için verdi.Ölüm yıl dönümünde onu,kendi yazmış olduğu cenaze marşının hüznüyle anıyorum...v.uğur

 

 

*****

🌸Rönesans,İtalya'da başlayıp 15-16.yüzyıllarda

bütün Avrupa'yı etkileyen toplumsal,ekonomik, siyasal,dinsel ve kültürel değişmelerin gerçekleştiği döneme verilen addır.Rönesans (renaissance) sözcüğü Fransızcada “yeniden doğuş”anlamına gelir.Albertinelli işte tam da bu dönemin ressamıdır.Gerçi din dışı konulara(Rönesans’a rağmen)çıkamamış tablolarının sayısı fazladır ve bunların çoğu da Floransa’da bulunmaktadır... Rönesans,sanatın gücüyle doğuyorsa doğum günüydü Albertinelli’nin...v.uğur

 

 

*****

🌸Canım benim...Çocukluğumuzun en sağlam parodilerinin komedyeni...Ne kadar taşlarsa taşlasın,kalbimizdeki yerine hiç meteor düşmeyen adam...Dün ölüm yıl dönümüydü ve 

biz de bunu yine unutunca,vefat ettiği günün beni üzen sıcaklığıyla ettiğim bir söz geldi aklıma:”Şimdi sana seni unutmayacağız desem,yalan olur ! Biz kimleri unutmadık ki...v.uğur

 

 

*****

🌸Alfred de Vigny ‘Kurdun Ölümü’ şiirinde asilzade dostlarıyla çıktığı kurt avında olanları anlatmaktadır.Alfred de Vigny’in,dağda ıssız bir ay aydınlığında alev gibi yanan ayın üzerinden bulutların koştuğu bu puslu geceyi betimlemesini öyle beğenerek okumuştum ki yıllar önce...

Fransız edebiyatında sarsılmaz bir hayran kitlesi olduğunu,Fransız mekteplerinde bu şiirin çocuklara mutlaka okutulanlar arasında olduğunu öğrendiğimde bunu  daha iyi anlamış olmalıyım ki “Kim bilir bu şiiri okuyan çocukların gönüllerinde esen dağ rüzgarı,gözlerini nasıl da yakıp yaşartıyordur...”yazmışım günlüğüme...Günler değişir,cümle iskeleti de belki...Ama duygular pek değişmez benim günlüğümde...Ölüm yıl dönümünde hatırlamak istedim hiç olmazsa bu şairi...v.uğur

 

 

*****

🌸“Put the blame on me(mame)”şarkısı eşliğinde

eldiven çıkartıp dalgalı saçlarını geriye atma sahnesiyle efsaneleşen filmi “Gilda”

ile kaldı aklımızda en çok...Benim de en beğendiğim Hollywood yıldızıydı.Rita,sesine güvenmediğinden şarkıları playback yapardı;”put the blame on me”(suçu üzerime at)şarkısını mesela Anita Ellis söylüyordu filmde...Anıyoruz kendisini,sinema okuyanlar ve sevenler olarak...v.uğur

***

🌸Vazgeçmek...Bir şeyden,bir kurumdan,bir varlıktan,bir insandan vazgeçmek...Acılarımızı budamak anlamında,aslında bizi o kadar güçlendiren bir duygudur ki “vazgeçmek”....Ama bugün sosyal medyada başka bir vazgeçişi konuşuyordu insanlarımız;(Kahramanmaraş’taki dört kardeşten sonra)İstanbul’daki dört kardeşin yaşamaktan vazgeçişini konuşuyordu.Evet,yaşamaktan vazgeçişini konuşuyordu...Yani,hızlı bir tükenişin ardından gelen dürtüsel karar verme aşamasının birden fazla kişi(aynı evde yaşayan dört kardeş) tarafından eyleme dönüştürülmesini konuşup paylaşıyordu insanlar...Bu korkunç eylem ! diye  başlayan cümlelerle doluydu her yer ancak benim yüksek takipçisi ve sorumluluğu olan insanların bu kadar kolay ve kaygısız cümleler kurmalarına çok içim acıdı doğrusu...Bana göre İstanbul’daki kardeşlerin ölümü üzerine hiç kimse “yarın güneş yeniden doğar”şeklinde söze başlayıp ahlak dersi tadında ağır yargılar içeren kınama cümleleri kuramaz,kurmamalı !...Ruhen ve bedenen bu insanların ne yaşadığını anlayamayan insanlar böyle kral laflar etmemeli !... Konu,ekonomiden hemen sonra sağlık bakanlığının psikoterapiye akademik ve ekonomik(ödenek)yatırım yapmasının aciliyetini de haber veren cinsten... Çünkü ekonomisi hızlı büyüyor dediğimiz ülkemizde son yirmi yılda ‘geçim sıkıntısından’ hatta bir kez daha vurgulamak istiyorum, ‘geçim sıkıntısından’ intihar eden yaşamaktan vazgeçme eşiğine gelen kaç bininci insanımızdı bu İstanbul’dakiler? Biz esas onu düşünelim.Bu vazgeçiş neden?Bu vazgeçen sayılarındaki artış neden?Onları düşünelim...vahide uğur 

.....

🌸Güneydoğu’daki töreler,sosyologların öyle oturdukları yerden yorum yapmasıyla değişmez,bu töreleri değiştirmek için tanımak gerekir,demiştim...Düşüncem zamanla daha da gelişti.Ben,artık değiştirilmesi gereken her şeyi ama her şeyi evvela iyi tanımamız gerektiğini düşünüyorum...İşte çocukken,baba tarafımda törelerin kök saldığı bu davranışlarından bunaldıkça,beni hafta sonları anneanneme yollaması için anneme adeta yalvarırdım...Benim için gelenekle modernin savaşı; anneannemin duvarları sarmaşıktan görülmeyen,taş merdivenli o serin bahçesine girer girmez başlardı...Anneannemin yarım asırlık çamlık ormanına bakan Esentepe’deki 

o güzel evi,çocukluğumdan beri benim kalbimin yeşerip serinleyen gizli bir bahçesiydi...Benim canım anneannem,kahkahası güzel kadın,kalbimin gizli bahçesi...Seni unutup soldurmayacağım...vahide Uğur / 25.05.2020 

 

 

🌸

0 Yorum


Yorum Bırak

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Lütfen zorunlu alanları doldurunuz. *

*